Monday, September 12, 2011

Etik ve Evrim

şimdi eski çağları düşünün. çok eski çağları. bir kabile var ve bu kabilede iki tür insan var: iyiler ve kötüler. iyiden kasıt iyi, kötüden kasıt böyle kabile içinde yaramazlıklar yapan, kabile şefinin tüyünü, mızrağını çalan, kavgacı, kabilenin programına uymayan, insan öldüren, yaralayan, çalan çırpan kötüler. neyse efendim birgün kabile şefi topluyor herkesi ve diyor ki bundan böyle biz bu kötüleri aramıza almayacaz, yani yine bizimle birlikte yaşamaya devam edecekler ama programlarımıza, toplantılarımıza, oyunlarımıza katılmayacaklar. tabi bunu duyan kötüler hemen yapıştırırlar cevabı: ne olacak sanki biz de çok meraklıydık sizinle oynamaya biz de kendi aramızda oynarız. ama der kabile şefi en önemli yaptırımı henüz açıklamadım. nedir der kötüler. sizin bizden birileriyle evlenip çocuk yapmanıza izin vermeyecez. kötüler bunu duyunca "çok da tın" derler ve dağılırlar. neyse efendim yıllar yıllar geçer. kötüler kendi aralarında kendileriyle oynayarak kabile içindeki yaşamlarını sürdürürler fakat iyiler sayıca çok olduklarından ve kötülerin iyilerle evlenmeleri yasaklandığından yüzyıllar sonra kötülerden kimse kalmaz. türünün son örneği yaşlı kötüler de ölür gider veya geri kalan birkaç kötü iyi olmayı kabul ederek iyiler grubuna geri dönerler. ve kabile tamamına yakını iyi bireylerden oluşan bir topluluğa dönüşür.

işte şu an içinde bulunduğumuz insanlık çoğunluğu itibariyle iyilerden oluşan ve kötülerin arada eritildiği bu kabiledir. şu an tüm dünya genelinde iyi insanların kötülerden daha çok olmasının sebebi bu. etrafımızdaki herkes iyi, herkes kurallara uyuyor. iyi derken mesela adam öldürmüyor çevremdeki insanlar. ha öldürenler çıkıyor ama binde bir. yani aslında biz bir nevi geçmişte kötüleri evlenmelerini engelleyerek hadım etmiş ve nesillerini kurutmuşuz. şu an varolan kötü insanlar ise zamanında kötü olup pişmanlık yasasından faydalanıp iyilere geçen ama içlerinde hala kötülük kalan insanlar. 


ama tabii tarih içinde kötüler de organize olup iyilerle savaşmış. mesela hitler. ilginçtir hitler de en büyük düşman gördüğü yahudilerin nesillerini kurutmaya ve saf alman ırkından oluşan bir toplum yaratmaya çalışmış. hitlerin bu düşüncesinin ardında eski çağlardaki o kabile şefine karşı bir intikam hissi yatıyor olabilir.


peki zamanında kötülerin evlenmelerini engelleyerek onların nesillerini kurutmayı başaran o kabile şefi ve o iyiler ne kadar etik bir davranışta bulunmuşlardır bunu da bize uzaylı dostlarımız yüzyıllar sonra gelip götümüzde bombalar patlattıklarında açıklayacaklardır.

Friday, August 12, 2011

ne diyorsan o

çocukların oynadığı bir oyun var hani durmadan anne ve babalarına “neden?” diye sordukları.

-hadi şimdi uyuyalım.
-neden? 
-çünkü yarın erken kalkıcaz.
-neden? 
-çünkü tatile gidiyoruz, erkenden yola koyulmamız lazım.
-neden?
-çünkü yolumuz uzun..
-neden? -….

felsefe de böyle birşey. sürekli sorular sorup kafa ziker. örneğin “sınavlardan iyi notlar almak iyidir” deriz. filozof “neden?” diye sorar. biz de “çünkü ileride iyi bir iş sahibi olmak için okulu iyi notlarla bitirmek önemlidir” deriz. filozof tekrar sorar “neden?”. sonsuza kadar “neden?” diye sorabilirim ve asla benim için kesin ve son bir cevap yoktur diye düşünüyorsan, nihilistsin demektir. yani mutlak yokluğa ve hiçliğe inanıyorsun. sınavlardan iyi notlar almanın gerçekten önemli olduğuna inanmıyorsun çünkü onun öyle olduğunu söyleyen hiçbirşey yok. eğer bu sorulara verilecek en son cevabın “allahın hikmeti” ise, kutsal bir güce inanıyorsun ve tanrının sınavlardan iyi notlar almanın güzel birşey olduğuna karar veren tek merci olduğunu düşünüyorsun. buna verilecek çok farklı cevaplar var elbette. bunun insan algısının çalışma yöntemiyle veya evrenin işleyişiyle alakalı birşey olduğunu da düşünebilirsin. varoluşçu ise “neden?” sorularına verilecek en son cevabın “çünkü sen öyle söylediğin için” olduğuna inanır. varoluşçu en sonda doğru ve yanlışın ne olduğuna karar verecek tek kişinin sen olduğuna inanır. bu nihilizmle aynı şey değildir çünkü burada en son bir cevap vardır ve bu son cevap tamamen sana bağlıdır. bu şu demek: farklı şeyler farklı bireyler için farklı ehemmiyetler arzedebilir. ali ve ayşe’ye yüksek notlar almanın iyi mi kötü mü olduğunu sorarsan ikisinden de farklı cevaplar alabilirsin. biri iyi der, diğeri kötü ama her ikisi de haklıdır. ali “yüksek notlar almak önemlidir çünkü ben öyle söylüyorum” derse haklıdır çünkü yüksek not almanın önemli olduğunu düşünüyor. aynı şekilde ayşe “yüksek notlar almak benim için önemli değil çünkü ben öyle düşünüyorum” derse o da doğru olur.

yani sen ne diyosan o.

Thursday, December 3, 2009

facebook okey

3 erkek bi de kizla basladik oyuna. hepimiz cok gerginiz haliyle zira masada ben, cafer, kemal bi de merve var. (bkz: masada merve olmasi) neyse hic alisilmadik bir sekilde sorunsuz basladik oyuna. bir sure kimse bisey konusmadi. sonra benim orti cafer nerelsinz sorusunu patlatti. tabi bu cafer ibnesinin zerre sikinde degil nereli oldugumuz belli ki merveye yazacak. ben de gecistirmek icin ist yadim. kemal izmirliymis. merve'den cit yok. halbuki tum gozler onda. bir bilse sorunun asil muhatabi o. ama yok. derken benim orti "peki ya sen merve" dedi. bu arada oyunumuzu da oynuyoruz tabii. benim el de berbat. neyse merve hic sallamadi bizim ortinin sorusu maymun gibi kaldi ortada. hemen isi kurtardi benim orti. "orti elin nasil?". eh iste dedim. "seninki nasil orti?" (bu arada bu 1 dakika once sadece resmini ve ismini gordugum adamin bana orti demesi acayip hosuma gitti ben de ona dedim). "benim el iyi olacakta bu deli kiz surekli beni tasliyor" bak cafere ya. akli fikri hala mervede, herif actigi her muhabbeti merveye bagliyor beni de alet ediyor buna. "kiz sen beni mi tasliyorsun deli" dedi tum sempatikligiyle cafer. merve gene sallamadi. ama mervenin boyle tek kelime etmeden durusu falan da merveye mervelerde olmayan bir gizem katiyor. cafer dedi ki "orti birazdan patlatiyorum biz bunlari havada karada yeneriz." icimden ulan bu ibnetor gene merveye yem atiyor beni de arada orti diye diye yiyor dedim. "harikasin orti" dedim "benim el cok kotu benden bisey bekleme". sonra tak dedi merve eli bitirdi. bizim orti gene maymun oldu "tbrkler" dedi. mervenin ortisi "bravi merve agizlarinin payini verdin" dedi. merve de ilk kez sessligini bozarak "tsk" dedi.

ikinci eli bizim orti kazandi. ucuncu eli de. bu arada merveyle olan diyaloglari da epey gelisti. dorduncu el de artik merveyle baya kanka olmuslardi. guluyor espri yapiyorlardi. hatta bi ara benim orti bana: "orti sen nasil bitildigini biliyorsun di mi?" dedi. hic el kazanamamistim ya dalga geciyor ibne. derken kemal ve merve ":)" seklinde gulumsediler. ben de "ogreniyorum bu oyunda yeniyim" dedim karizmayi dagitmamak ve maymunluguma hafif semaptiklik katmak icin. derken "aa canim" seklinde bir aura olustu masada hissettim onu.
 
oyunun sonunda artik merveyle benim orti super kanka oluvermislerdi. ortimin tum esprilerine guluyordu merve. derken "istersen senle orti olalim" dedi cafer. "tmaam bana uyar" dedi merve. kisa bir sessizlik oldu o an. kendimi fazlalik gibi hissetmeye basliyordum ki "air ciksin masadan" dedi benim orti. "tamam" dedi merve. kemal smiley koydu. tamam dedim o zaman ben de cikip tekrar gireyim kemalle orti oluruz. masadan ayrila tiklamadan bu ibnetor cafer beni atti masadan. bu da boyle bir animdir.

Friday, October 23, 2009

ıssız adam

simdi diyelim ben issiz bir adaya dustum. issiz dediysem hakikaten issiz. hicbirsey yok adada. cast away filmindeki gibi hindistan cevizleri de yok. kupkuru. got kadar bir ada. agac, yesillik hicbirsey yok. ustune ustluk yuzme de bilmiyorum. yani acilip balik avlama imkanim da yok. boyumu gecmeyen kisimda ise tek balik yok. yani larva olsa ona da talibim ama o da yok. denizin dibi de kupkuru. ilk geceyi fazla sikinti cekmeden geciriyorum. cunku ucak dusmeden once guzelce bir yemistim. karnim ac degil. ama ertesi sabah uyandigimda felaket susadigimi farkediyorum. ariyor tariyorum ama adada icimlik su yok. zaten ada 1 donumluk yani cok kucuk. 10 adim gitsen bitiyor. boyle bir oda kadar. etrafta agac dali falan da yokki sikip suyunu iceyim. mecbur deniz suyuna abaniyorum ama tuzlu o da. kusuyorum. daha sonra gidip baska seylerle ilgileniyorum ki susuzlugumu unutayim. sonra tekrar geri gelip icmeyi deniyorum. gene hafiften bir kusma raddesine geliyorum. fakat bunu boyle ayni sekilde tekrarladikca kusmaya karsi bir refleks olusuyor. aksama dogru suyu icmeyi basariyorum. o biraz beni tok tutuyor. ama acikmaya basliyorum yine de.

ikinci geceyi de bisey yemeden kumsalda yatarak geciriyorum. gece yarisi 2-3 gibi uyaniyorum. sesler geliyor. korkuyorum acayip. denizin ortasinda karanlikta isiklar goruyorum. lost'un sezon sonundaki gibi aniden bir geminin isiklarinin acilacagini ve insanlarin beni kurtarip goturecegini dusunurken uyuyakaliyorum. sabah gunes tepemde uyaniyorum. ucuncu gun. her tarafim yapis yapis olmus sicaktan. gece estigi icin tisortumle yatmisim. hemen ustumdekileri atip denize daliyorum. bir guzel yikanip kendime geliyorum. denizin dibine dalislar yapiyorum biseyler bulabilmek umudyla ama sonuc sifir. her taraf kayalik ve kuru. hatta ayak basparmagimi tasa vuruyorum fena kaniyor. hemen seke seke cikip parmagima bakiyorum. feci yarilmis. kaniyor durmadan. oyle kanaya kanaya kalkiyor 10 adim oteye gidiyorum. hicbirsey yok. aclik iyice tesirini gostermeye basliyor. dudaklarim kuruyor. uyuyorum. uyuyamiyorum. gunes tepemde. en ufak bir golgelik yok altina siginabilecegim. aksam oluyor rahatliyorum. en azindan serin. fakat bu defa da sesler geliyor. dusunuyorum geceyi mi gunduzu mu tercih ederim diye. gece diyorum. gunduz o gunesin altinda sicakta kavrulmaktansa gece serinliginde korkmayi tercih ediyorum. hatta aklimdan bir espri geciyor. issiz adaya dusseniz ne zaman dusmek isterdiniz diye bir soru. cevabi ise 21 aralik. gecelerin en uzun oldugu donem. bu espriyi bir arkadasim baska bir arkadasimin dugun hazirliklari doneminde yapmisti. gerdegi 21 aralik'a denk getirsenize diye. epey gulmustuk.

dorduncu gun feci bir halsizlikle uyaniyorum. gunes yine tepemde. dudaklarimdan baslayip bogazimdan ilerleyip mideme dogru inen bir kuruluk var. adaya kuruluk bakimindan uyum saglamaya basliyorum. bedenim gittikce kurumaya basliyor. deniz suyuna abaniyorum yine., kusa kusa iciyorum. kusacak birsey yok. midem bombos. dorduncu gunun sonunda acliktan kalkamiyorum artik. aksama dogru uyaniyorum tekrar. denizin dibine daliyorum. artik oyle ki adimlik adanin etrafindaki deniz dibini karis karis biliyorum. bombos. devlet ve teroristler arasinda kalmis daha sonra bosaltilmis ve bir daha kimsenin ugramadagi koyler gibi. hafiften biraz ileriye dogru acilmayi deniyorum nefesimi tutarak ama bogulma tehlikesi gecirip panikle gerisin geri geliyorum. besinci gun. adanin yumusak topragini eselemeye basliyorum. toprak oylesine transparan ki hafif eselesem adanin ortasinda delik acilacak suya gomulecem gibi geliyor. her tarafu eseliyorum bir canli bulup yeme umuduyla. hicbirsey yok. bir tahta (evet tahta) parcasi bile yok. sadece kum. hayatimda ilk kez kum yemeyi deniyorum. olmuyor.

altinci gun gece karanlika oturuyorum. annem, babam aklimda. birkac gune olecem. keske arayabilseydim onlari diyorum. ama gecti artik. kimbilir simdi ne yapiyorlardir. uykuya daliyorum. gece yarisi uyaniyorum gene. dalgalar vuruyor. adayi alip goturecek gibi. uzakta cok kucuk bir isik beliriyor. gozlerimi her acisimda isigin buyudugunu farkediyorum. dunya yuvarlaktiri ispat etmeye calisan fella geliyor aklima. hani olduruyorlar ya. daliyorum gene. uyaniyorum isik iyice buyumus. hafiften dogruluyorum. isik uzerime dogru geliyor. olurken gorulen isik mi acaba diyorum. ama neden boyle taksit taksit geliyor. degil. isiga ses eslik etmeye basliyor. cunku isik sesten daha hizli. once isik sonra ses gelir. ses gittikce artiyor. modern dunyadan bir ses bu. motor sesi.

1 hafta hastanade serumlar altinda yatiyorum. basucumda annem babam var. disarda basin ordusu ve akrabalar. gozlerimi aciyorum. oglum gecti hersey diyor babam basimi oksayip. guluyorum, guldukce guluyorum. annem aglayarak geliyor basimi, gozumu opuyor. bitti hersey diyor. 3 gun sonra doktor taburcu edilecegimis oyluyor. cocuklar gibi senim. tamamen iyilesmis durumdayim. babam hadi oglum soyle guzel bir lokantaya gidip ziyafet cekelim diyor. havalara ucuyorum. aklimdan kebaplar, ayranlar, salatalar, mangalda kizartilmis tavuklar, salgamlar geciyor. hadi babacim hemen gidelim diyorum. akrabalar aile hep birlikte kalite bir urfa kebapcisina gidiyoruz. babam masayi donat diyor. masayi donatiyorlar. kebaplar, salatalar, salgam sulari, tatlilar..hersey var. yedikce yiyorum. derken aksamin baska bir akraba tarafindan yemek veriliyor. sofra gene donatilmis. icimde surekli bir tuvalete gitme durtusu var ama ne zaman gitsem en tuvalet istegim kaciyor. sadece kucuk su dokuyorum. babama anlatinca hastanede sadece serum aldigimi dolayisiyla bir hafta boyunca sadece isedigimi soyluyor. ama midemde buyuk bir sey var. gidip bunu cikarmam lazim. zira hatirliyorum adaya dustugumden beri sicmamisim. bir de uzerine bu kebaplari yiyince iyice sistigimi hissediyorum. ama tuvalete gidince o his gidiyor. sadece iseyebiliyorum. geri donuyorum sofraya. akrabalar egleniyor. biraz daha yiyip iciyorum. derken buyuk bir gurultu geliyor midemden. bu defa kesin cikacak diyorum. kalkip tuvalete yoneliyorum. ama midem patlayacak gibi baski yapiyor. hafiften gobek cikmis sanki. midemde en az 2 haftalik bi yiyecek diskisi var. ve simdi patlamaya hazir volkan gibi. tuvalete dogru hafiften kosmaya basliyorum. fakat o da ne? bu tuvalet sofraya cok yakin. belliki cok sesli ve gurultulu sicacam. teyzemi yanima cagirip soruyorum. baska tuvalet var mi? burayi neden kullanmiyorsun diyor. uzak olsun daha rahat ederim diyorum. bu arada yerimde duramiyorum. ust katta var. kosa kosa cikiyorum ust kata. kuzenim icerde banyo yapiyor. banyo ile tuvalet ayni yerde. kipkirmizi terlemis durumdayim. kemerimi acmisim bile. patladi patlayacak. sican adam geliyor aklima. kosarak asagiya iniyorum. teyzemin saskin baskilari arasinda disariya cikiyorum. aksam karanlik. ileride bos bir arazi var. dolunay oldugu icin aydinlatiyor sahayi. ama kimse yok. zaten birilerinin gelmesi de imkansiz. bir calinin dibine comeliyor..daha comelmeden patliyorum. buyuk bir huzur icinde oraya en az 3 kiloluk birsey bosaltiyorum. sonra pantolonumu cekip yorgunlukla uzaniyorum oraya. oturup onu izliyorum ayisigi altinda. adada gecirdigim gunler gozumun onunden geciyor. yaklasik 2 saat orada oylece uzanip o boku izliyorum. daha sonra kalkip eve gidiyorum. vedalasip akrabalarla eve donuyoruz. yatagima uzaniyor huzurlu bir uyku uyuyorum. biraz uzun oldu ama issiz adam hakkinda demek istedigim ozetle su: bir kenara sicar oturur onu izlerim daha iyi.

Wednesday, June 3, 2009

theseus'un gemisi

antik yunanda issiz, gucsuz entellerin tartisageldikleri gemilerden biri.

antik yunanda sicak bir agustos gunu. butun bu entel, filozof kesim golgede oturmus gelen gecene anlam yukluyor ve tartisiyorlar. kus ucuyor. tartisiyorlar. guzel bir kadin geciyor. guzelligi tartisiyorlar. velhasil millet haril haril calisirken bunlar oturmus bir kenarda olanlari yorumluyorlar. o esnada donemin belediyesi, girit savasindan galibiyetle donen theseus'un gemisini, sehrin ortasina yerlestirmekle mesgul. theseus'u bu galibiyetinden oturu kutluyor ve bu sanli gemiyi sehrin ortasina koyarak onore etmek istiyorlar. tabi bu entel takim gene orada. golgede oturmus. olan biteni izliyorlar. derin analizlerde bulunuyorlar. diyorlar ki soyle esasli bir konu bulsak da felsefe dunyasina armagan etsek su gemiyle alakali.

neyse efendim aradan 10 yil geciyor. sehrin ortasindaki gemi yagmurlardan, baska sebeplerden oturu biraz yipraniyor. donemin valisi de geminin yipranan parcalarini cikarip yenisini taktiriyor. tabi bizim filozoflar kosede izliyorlar bunu. neyse bir 20 yil daha geciyor...bi 50 yil daha geciyor...boyle uzun yillar gectikce geminin bir tarafi curuyor ve donemin valisi curuyen yerleri yenisiyle degistiriyor. 100 yil sonra bir de bakiyorlar ki gemi tamamen yenilenmis. yani butun eski parcalar cikarilmis ve yepisyenileri eklenmis. orada kosede golgede oturan filozoflardan biri sevincle ayaga firliyor. buldum abi. vallahi de billahi de buldum. diyor. hayirdir abi ne buldun diyorlar. aradigimiz paradoksu buldum diyor. nedir diye merakla soruyor beriki gobegini kasiyarak. "abicim simdi bu gemi 100 yil once theseus'un gemisi degil miydi? evet. e simdi aradan bunca sene gecti ve gemi bastan ayaga yenilendi. bu durumda bu gemi hala theseus'un gemisi midir? tabi bu boyle deyince hepsi bir saskinlik geciriyor once. sonra hakkat ya. diyorlar.

o zamandan beri millet bu paradoks uzerinde bir miktar kafa yoruyor. ben de derim ki bu paradoksu, verilen ornegiyle birlikte tamamen degistirmis olsaydi donemin feylesoflari ve bu paradoks bugune tamamen farkli bir sekilde gelmis olsaydi o zaman ben buna paradoks derdim. ama simdi buna mahmut bile demem.